|
davewrote:
i couldn't agree more, Prof. Dr. Nazan, with what you've so succinctly said below.
3 days ago
|
|
|
No namewrote:
Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu’nun Yılmaz amcadan boşanmadan önceki günler.
Not: Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu 2000’lerin ilk yıllarında; kendisinin özgürce adım atmasına hep engel gördüğü annesi N. Karanis’i toprağa gömdükten hemen sonra 1970’li yılların başında evlendiği Yılmaz Bekiroğlu amcadan boşanmış. Not 2: Kişiler hakkında özlü bilgi: Yılmaz Amca: Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü'nün eski müdürü olup, şu ânda Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na bağlı bulunan Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü'nde Hayvancılık ve Su araştırmaları Daire Başkanı olarak hizmet vermektedir. Nuran Karanis: 1957 - 59 yıllarında Trabzon belediye başkanlığı yapmış olan A. Rasim Karanis'in gelinidir. Olaya geçersek: 2000’li yılların biraz daha başında Nazan Bekiroğlu, Yılmaz amcadan görmediği ilgiyi aramak için Zaman Gazetesinde yazma bahanesiyle gözünü dışarıya dikmişken şöyle bir olay gelişmişti: O sıralarda Ankara Sincan Cezaevinde tutuklu bulunan ve Nazan Bekiroğlu’ndan 6 (altı) yaş küçük olan A. Koca İsimli bir şahıs koğuşa gelen neşriyat yığını içerisindeki Zaman Gazetesi’ni evirir çevirirken Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu’na aşina oluyor, ve daha sonra yarı şaka yarı ciddi yarı ümitvar yarı ümitsiz diyelim, kendisine bozuk Türkçesiyle mektuplar yazmaya başlıyor. (Bunun için fakültedeki ve evdeki ayakkabı kutularının içine bakıverilmesi lâzım gelir.) Tutuklu şahıs, o sıralar profesörlük unvanına erişen Nazan Bekiroğlu’nun fakültedeki adresine hayranlık duygularını belirtir mektupları yollamayı bir-beş, on-yirmi diye artırarak abartınca, bu durum “aç ve muhtaç olan” Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu’nun dikkatini epey çekiyor. Ve nihayeten tepkisiz kalamıyor. “Biz burada Türk dili vs. profesörüyüz, bak adam bozuk Türkçesine rağmen bize ilân-ı aşk yapıyor” filan demeden, hemen profesörlüğü bir kenara bırakıp, “Bulduk bir liman hemencecik demir atalım, yelkenleri suya salalım”, endişesiyle henüz nikâhı altında bulunduğu ve iki kızının babası olan Yılmaz amcaya çaktırmadan A. Koca isimli 1963 doğumlu bu tutuklu şahısa kendisi de seri mektuplar göndermeye başlıyor. Ve böylece aralarında bir çekim oluşuyor, yakınlık doğuyor. Bir illegal örgüte mensubiyetten dolayı adı geçen cezaevinde siyasi tutuklu bulunan A. Koca isimli şahıs bir müddet sonra ceza müddetinin dolması üzerine salıveriliyor, fakat heyecan kurdu içini kemirmesine rağmen bu durumu önceden Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu’na asla belli etmiyor. Zira bir süre sonra bu şahıs Ankara’dan Trabzon’a yola çıkıyor. Kader ağlarını örüyor. Ve aslında bundan da bir müddet sonra Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu’nun 2002 yılında çıkan “İsimli Ateş Arasında” kitabının esas karakteri olacak olan A. Koca isimli bu şahıs, heyecan kurdunun ağzından kurtardığı kalbinin son zerrelerinin çatlama kıvranışları arasında Trabzon’a ulaşıyor. (Not 3: Cümle Kapısı adındaki kitap da yine A. Koca isimli bu şahsa adanmıştır. Zira bir Prof kadın durup dururken ceza ve tevkif evleri hakkında bir kitabı niye yazsındı ki? Derdi neydi? Taşları yerine oturtmaya çalışınız. Zira yarın bir gün ifşâ olunacak belgeler de tüm bu iddiaları ispatlayıp doğrulayacak niteliktedirler.) O esnada henüz nikâhlı oldukları Yılmaz amca ile birlikte oturdukları Su Ürünleri Araştırma Müdürlüğü’nün lojmanı olarak Yılmaz amca ve ailesine tahsis edilen, kapısında azman bir köpekçiğin de bağlı durduğu müstakil evin bahçesinde bulunan Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu, yaz aylarından da istifade frapan bir kıyafetle merdiven kenarında oturmaktayken, A. Koca isimli şahsın arkadan usulca yanaşıp Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu’nu kavrayıp kendine çekmesi ve soluk soluğa bir vaziyette kalmalarıyla alevlenen yasak aşk aşağıda anlatacağım şekilde gelişme göstermiştir. “İsimle Ateş Arasında” isimli kitabın temeli o gün bu manzarayla atılmış, daha sonrasında Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu ile kendisinden 6 (altı) yaş ufak sevgilisi A. Koca dozajını artırmak suretiyle görüşmelerini ve baş başa kalmalarını sürdürmüşlerdir. Öyle ki cezaevinden yeni çıkmış işi gücü olmayan tekinsiz bir adamın ne kalacak yeri vardır Trabzon’da, ne de güya gönlü Prof. Nazan Bekiroğlu’ndan ayrıca bir yere gitmeye razıdır. Böylelikle Nazan Bekiroğlu ona sahip çıkarak, onun barınak, sığınak, şu bu masraflarını karşılamaya başlar. Gündüzleri kıyıda köşede arabada lokantada şurda burada rahat görüşebildikleri gibi geceleri de Yılmaz amcayı ve kızları Leyla Didar (16.5.84) ile Nilbeste ’yi (2.9.88) uyuttuktan sonra cep telefonuyla hoyratça sohbetler eden ikili işi azıtmışlar ve Trabzon’da rahat edemediklerinin hükmüne varıp İstanbul’da buluşmaya karar vermişlerdir. İstanbul yol paraları ve barınma masrafları için şahsın eline paralar tutuşturan Prof. Nazan Bekiroğlu evdeki nikâhlı kocasına ve iki kız evlâdına, “Beni yayınevinden çağırıyorlar, kitap dizgisi, kitap imzası vs.” bahaneleri üreterek soluğu İstanbullarda alıp A. Koca isimli şahısla el ele kol kol, göz göze diz dize -başka şeyler de bir araya ister istemez geldiğinden onları burada saymayalım ayıp olmasın- bir vaziyette gönülleri neyi arzular ise onu yaşamışlardır. Milyonlarca kedinin arasında kaybolan iki sersem fare gibi suçlarını arkada bırakıp yeni cürümler peyda etmek için İstanbullarda doludizgin gönül beraberliği yaşayan Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu ile bozuk şiveli A. Koca isimli şahısın arasının açılması ve 2002 yılında intiharın eşiğine gelen Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu’nun tarafından İsimle Ateş Arasında kitabının yazılarak piyasaya sürülmesi hadisesine gelirsek: A. Koca isimli şahıs kendisini her açıdan kullandığı ve fakat kendisinin kullanıldığından haberi olmayan Prof. Nazan Bekiroğlu’nun gözünün aşk ve şehvet perdesiyle kararmasına paralel zaafları fırsat bilip kadını iktisadi açıdan istismar etmeye başlamıştır. Zaten tonla para yedirdiği yetmiyormuş gibi, adamın emir ve isteklerine, kurulmuş bebek gibi “başüstüne” diyerek oynayan Nazan Bekiroğlu, öncelik olarak bu olaylardan kısa bir süre sonra ölen annesi Nuran Karanis’in altınlarını adama kaptırmış. Daha sonra kızlarının güya geleceklerini teminaten bankalara yığılmış dövizleri, kendi maaşını vs adama peyderpey peyderpey vermiş. Utanmasa Yılmaz amcadan da borç para alabilirmiş. Ammâ her insanda bir miktar dahi olsun utanma duygusu mutlaka vardır. Derken Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu eliyle kendisine yapılan yüklü ödemelerle iyi bir cevher dağına tosladığını fark eden ve bıyık altından gülen A. Koca son parti voliyi de vurduktan sonra sırra kadem basmış ve Nazan Bekiroğlu’nu kalbinde safdirik sevda avuntusu ve elinde boş banka hesap cüzdanları ile dımdızlak ortada bırakıvermiştir. Bunun üzerine krizler geçiren Nazan Bekiroğlu yanacağı çok şeyi olan ve hangisine yanacağını bilemeden çuval gibi yığılıveren her insan gibi olduğu yere yığılıp kalıvermiş sokaklar ortasında. Zaten neye yansan boştur hep. Bu depremin ardından İstanbul’da uyuz bir sokak köpeğine sarılıp saralılar gibi titreyerek adetâ havale geçirmesi ve dakikalarca o vaziyette kalıp ağlaması bir olmuş. Sap gibi ortada bırakılmanın yükünü kaldırmak kolay iş midir hiç? Ağlaması durmaksızın günler geçiren ama aynı zamanda Trabzon’a da dönen Nazan Bekiroğlu burada da taze hadiseyi hatırladıkça aylar boyunca duvarlara yumruklar ata ata, ağzından burnundan salyalar köpükler sümükler ve gözyaşları getire getire ağlamış, kahrolmuş, mahvolmuş, helâk olmuş ve ister istemez evdeki huzuru da kaçırmış. Yediği bütün bu darbeye rağmen, enkazın altında meğerse ağ ören bir örgücü kadın gibi yediği herzeleri kâğıda döken Nazan Bekiroğlu “İsimle Ateş Arasında” kitabını böylece yazmış ve piyasaya sürmüştür. Yahudi tüccarların zarardan kâr, yıkımdan imar çıkarmaları gibi bir şey de diyebiliriz buna. İşte bu olayların vuku bulduğu dönemde annesi N. Karanis vefat etmiştir, kocası Yılmaz Bekiroğlu ile kanun önünde boşanmışlardır. Tam aradan bir buçuk iki sene filan geçmiştir ve 2004’ün son çeyreğine gelinmiştir ki, Nazan Bekiroğlu artık rahat duracağı yerde, yaralarını çarçabuk sarmış olsa gerek kendisine iltifat eden bir delikanlıya da meyletmiştir. Fakat işin enteresan bir yanı vardır ki bu da, o delikanlının 2004’teki yaşının 22 (yirmi iki), yani Nazan Bekiroğlu’nunkinden tam 25 (yirmi beş) yaş küçük olmasıdır. Detaylara fazla inmek ihtiyacı yok. İşin Türkçesi komprimesi özü şu ki: Uçkuru gevşek olanın başının sık ve çok ağrıyacağı yaşanan bu sahnelerle doğrulanmaktadır. http://forum.globaltimes.cn/forum/blog.php?b=336 http://forum.globaltimes.cn/forum/blog.php?b=377 http://www.flickr.com/photos/44674456@N04/4105757401/ nilbeste leyla didar bekiroğlu
5 days ago
|
|
|
Ryan Hogewrote:
Thanks G! Congrats to you too :)
Aug. 21
|
|
|
Olya Uskova-Sierrawrote:
Hey love!
May 16
|
|
|
Tarawrote:
EXCITING!!!! Congrats. You're two thirds of the way there. =)
Apr. 1
|